Büyümeyen Çocuklara: Disneyland  
       

Bir çocukluk hayalidir, Disneyland’e gidebilmek. Benim gibi bazı büyümeyen çocukların ise hep hayalidir. Bu hayali henüz gerçekleştirememiş tüm büyümeyen çocuklara bir teselli yazısıdır bu, belki de bir ümit verme.

Bir gün yolumuz, güzel bir bahaneyle Almanya’ya düştü. Biraz da gezebilmek için vaktimiz var. Dediler ki Fransa’ya geçmeniz çok kolay buradan. Hazır vizeniz de varken değerlendirin. Biz de öyle yaptık. Planı gitmeden yapmamış olmak en büyük hatamızdı. Çünkü Almanya’da hangi tur acentesine girip “biz yarın Paris’e gitmek istiyoruz, ne yapabiliriz?” dediysek, herkes garip garip baktı yüzümüze.

Yani her işte olduğu gibi burada da ilk iş, planlı olacaksın. Maliyeti ucuza getirmek için araştıracaksın. O zaman her şey daha kolay olacak.

Biz ne mi yaptık? Anlatayım.

En acilinden gidiş için otobüs, dönüş için tren bulduk.

Otobüs maceramız sabah 6’da Fransa’ya varışla son buldu. Maceramız diyorum, çünkü anladım ki Avrupa’da en önem verilmeyen seyahat aracı otobüsmüş.

 

 

 

Paris’te “nerede olduğumuzu kestiremediğimiz” bir metro durağında başladık geziye.

Sora sora bir harita verdiler elimize. Dergilerdeki labirent bulmacalar tarzında garip harita, “Paris Metrosu”nun haritasıymış.

İn bin derken kırmızı hattı bulduk ve o hattın son durağı bizi “bunca sıkıntıya değdi işte” dedirten yere getirdi. “Disneyland Paris”

Önce hemen otel sorununu çözelim, kapı açılış saatine yetişelim diye ilk gördüğümüz otel –aynı zamanda Disneyland’ın içindeki tek otel– Disneyland Otel’e girdik. Tabii ki yer yok. Ama otelin içinde bir masa ve masada iki sevimli genç sizin için Disneyland’ın tüm otellerinde fiyat ve müsaitlik sorgulaması yapıyorlar.

Disneyland dışında çok fazla otel var. En güzel tarafı da sürekli servisleri var, böylece gidiş-dönüş sıkıntısı yok.

Her otelin bir animasyon film tarzında konsepti var. Biz “Dream Castle Hotel” de kaldık. Daha otelin kapısından girerken şekerleme kokuları eşliğinde bir kral tarafından karşılanıyorsunuz.

 

Odalar adına münhasır kale odası tarzında. Yatak örtünüzden, perde dekoruna kadar her şey düşünülmüş.

Bazı otellerde oda fiyatına parklara giriş biletleri de dahil. Bizimkinde dahil olmadığı için ayrıca satın aldık.

Disneyland’ın içinde iki park var. Birisi “Disneyland Park”, diğeri “Walt Disney Studios Park”. Biletler seçenekleri de ona göre düşünülmüş; iki park bir gün, iki park iki gün, bir park bir gün şeklinde.

Kesinlikle iki park iki gün seçeneğini öneririm. Çünkü bir parkı bir günde bitiremezken, iki parkı bir günde bitirmeniz mümkün değil. Parklar arasında seçim yapmak bana göre zaten imkansız. Ayrıca parklarda gün içerisinde sadece belli saatlerde olan etkinlikler var. Kaçırmamak lazım.

İçeriye girdikten sonra tüm bölümler bilet fiyatlarına dahil. Yeme içme ve alış-veriş yapma size ait.

Yemek ve alış-veriş konusunda parkların içindeki kafe ve mağazaları tercih edebileceğiniz gibi, park dışındaki “Disney Village” bölümü seçeneğiniz de var.

 

 

 

Alışveriş için village kısmı çok daha mantıklı, çünkü parkların açılış ve kapanış saatleri olduğundan kısıtlı vaktinizi bir de alış-verişle harcamayıp, rahat rahat eğlenebilirsiniz. Village kısmındaki mağazalar parkların kapanışından sonra da açık.

Ayrıca her mağaza birbiriyle bağlantılı olmasına rağmen, hepsinin o güne ve kendilerine özel belli ürünlerde promosyonu var. Alış-veriş yaparken dikkat etmek lazım.

Yemek konusunda tanıdık bir mekan ararsanız, yine village bölümünde Mc Donald’s ve Starbucks var.

İçeriye girer girmez bir bölümde haritalar var. Her şeyden önce hemen bir harita edinin. Çünkü yaş ve heyecan sınırlaması olan bölümler var. Her bölümün özelliği haritada tek tek açıklanmış. Ona bakmadan hiç bir şey yapmayın. Böylece hiç bir şeyi, bölümü atlamamış ve her şeyi bilinçli yapmış olursunuz.

Biz harita falan bilmeden ilk bulduğumuz yere daldık. Ben ki dönme dolaba binemeyen insan bir asansörle 6. kattan aşağı bırakıldığımda, ömrümden birkaç yılı da orada bıraktım.

Bir gün yolunuz düşerse asansörü görünce beni hatırlayın.

 

Her oyuncağa bindiğinizde, özellikle çok maceralı olanlarda (asansör gibi mesela) içerideki bir anın fotoğrafını çekiyorlar. Çıkınca da çıkış yoluna konulan ekranlardan görüp kendine gülebiliyorsun. Her çıkışta da o bölüme ait bir mağaza var. O mağazalarda konuya uygun oyuncaklar olduğu gibi, bu fotoğrafları da satıyorlar.

Hemen çıkarken –çok kısa bir süre göründüğü için– fotoğraf makinenizi hazırlayıp ekrandan kendi bulunduğunuz fotoğrafı çekebilirsiniz.

Türk aklı gibi görünse de, biz iki türk saf saf bakarken alem şakır şakır fotoğrafları çekmişti bile.

Parklardaki bölümler konusunda tercih tamamen size ve güzel zevkinize ait.

Ömrümde bıkmadan defalarca gidebileceğim tek mekana, birgün yolunuz düşerse benim için de çok eğlenin :)

 

 

 

 
 
   
Baharat
     
Disneyland
/
Fransa
   
2012
 
Deneme

Gezdim.Net @ 2011