Turkuaz Rüya  
       

4 saat İstanbul –Dubai arası, 4 saat de Dubai-Maldivler arası uçak yolculuğundan sonra Maldivler’in başkenti Male ‘ye ayak basıyoruz. Uçak alçalmaya başladığında denize ineceğimizi sanıyoruz ama neyse ki hava alanı olarak kullanılan bu küçük adaya iniyor uçağımız. Yolculuğumuz henüz bitmedi. Önce otobüsle vapura bineceğimiz yere gidiyoruz. Buradan da vapurla başkent Male’ye. Yanımızda daha hava alanında bizi bulan tur rehberi var. İngilizce bilen adalı gençler, eğitimden geçtikten sonra tur rehberliği yapıyorlar.

Male’nin içinde çok gezilecek yer yok. Adalılar Müslüman. Eski bir camiye gidiyoruz önce. Adalı bayanlar camiye giremiyormuş. Turist olduğum için ben girebiliyorum ama. Sonra sokaklarında geziyoruz. Çoğu sokak asfaltlanmamış. Asfaltlanmamış sokakların ise kumsaldaki gibi kum olması çok hoşuma gidiyor. Halk pazarı çıkıyor karşımıza. Bu kadar renkli bir pazarı ilk defa geziyoruz. Muz, ananas, kavun, karpuz, passion fruit ve adında Türkçe karşılığı olmayan bir sürü meyve. Ama sebze hiç yok. Bir de balıklar var çeşit çeşit.

Pazardan çıkınca kendimizi kalabalığın içinde buluyoruz. 26 Temmuz Maldivler’in kurtuluş günüymüş. Halk sevinçle kutluyor özgürlüklerini. Belki yer altı zenginlikleri yok, ekilecek toprakları ve zengin gelir kaynakları da ama zaten bu yüzden başka ülkelerin sömürgesinde değiller. Geçimlerini balıkçılık ve turizmden kazanıyor, küçük evlerde 3 kuşak yaşıyorlar ve karınlarını zor doyuruyorlar. Yine de özgürlükleri kutlanmaya değer.

 

 

 

Otelimizin olduğu adaya gitmek için su uçağına biniyoruz. Yükseldikçe adalar küçülüyor. Her biri küçük yerleşim birimleri. Bazıları bir mahalle kadar yok bile. Ada ada diye anlatıyorum ama, aslında bu yerler birer atöl yani; milyonlarca mercan iskeletinin birikmesi ile oluşan kara parçaları. Zaten kumu da mercan parçalarının ufalanmalarından oluşmuş, bu yüzden kristal ve bembeyaz. Bu beyaz kumlar da derin koyu okyanusun mavi rengini açarak turkuaza çalmış.

Suya inmek karaya inmekten daha kolay olur diye düşünmüştüm. Ama öyle olmuyor. Nihayet adadayız. Turkuaz deniz, bembeyaz kumlar ve palmiye ağaçları yorgunluğumuzu unutturuyor. Ada yaklaşık 1,5 km uzunluğunda ve 0,5 km eninde bir elips kadar. Elimize küçük bir haritasını veriyorlar ve bize de iki bisiklet. Küçük kumsalları keşfediyoruz. Kumsallara iskeleler kurmuşlar. Bizim odamızda bu iskelelerin üstüne kurulmuş su bungalovu. Ama içinde yok yok. Denize de inilebilen küçük bir verandası da var. Verandada denize karşı güneşlenebilmek için şezlonglarda tabi.

Odadan çıkıp iskeleden adaya gitmek için yürürken, denizde kocaman renkli bir balık görüyoruz. Bu balığı kaçırmadan fotoğraflamak içim makineye davranıyoruz, o balığın tesadüfen ordan geçtiğini ve bir daha göremeyebileceğimizi düşünerek. Balığı çekerken daha birçok balığın iskelenin altından geçtiğini görüyoruz. Aralarında vatoz ve küçük köpek balıkları da var. Sanki kocaman bir akvaryum gibi.

 

Yemekte bu balıklardan bazıları pişmiş olarak önümüzde. Taze ve lezzetli olarak ama kırmızı et ve tavuklar için aynısı geçerli değil. Çünkü hayvanları yetiştirecek meraları yok. Dolayısı ile süt yok, peynir yok, yoğurt yok. Tavuklar ise balıkla beslendikleri için etleri ne tavuk eti gibi ne balıketi gibi. Yumurtalarının ise sarı kısmı küçücük. Neyse ki bol yeşillik var diyorum ama onların da nasıl yetiştiğini adada gezerken rastladığımız seradan anlıyoruz. Yalnız bu bizim bildiğimiz seralardan değil. Şöyle ki; önce süngerlere küçük yarıklar açıyorlar, bu yarıklara tohumlar yerleştiriliyor, süngerler içinde su dolu kaplarda tohumların yeşermesi için bekletiliyor, tohumlar yeşerince ise süngerler üst tarafları küçük delikler olan içinden su akan boruların deliklerine sıkıştırılıyor, çimlenen tohum boru içinde kök salıyor ve boru içine pompalanan mineralli suyun sayesinde yeşerip büyüyor. Yani yapay gübreyle hormonlu tarım. Adaya giderseniz sadece balık ve ada meyveleri yiyin. Eğer bunları sevmiyorsanız aç kalabilirsiniz.

Yemekten sonra spa merkezine gidiyoruz. Mükemmel dizayn edilmiş, rahatlatıcı ve huzur dolu biryer. Değişik masaj odaları var. Birbirini kıskanan çiftler için partner masajı da var. Eğitmen eşliğinde, hem partnerinizin yanında masaj yaptırıyorsunuz hem de partnerinize masaj yapmayı öğreniyorsunuz.

Buradan cıktığımızda adayı turlamaya devam ediyoruz. Değişiklik yapıp sık ağaçlığa dalıyoruz. Sadece bikaç adım attıktan sonra bunun iyi bir fikir olmadığını fark ediyoruz. Çünkü toprağı göremediğimiz bu bitki örtüsü üzerinde milyonlarca değişik türde ama boyutları kesinlikle tahmin edebileceğinizden büyük böcek, tırtıl ve her türlü haşarat yaşıyor.

 

 

 

Ayağımızda ise sandaletler var. Özellikle bana ilgileri büyük. Meyve kokulu parfümüm nedeni ile olmalı. Birkaç azman sivrisinek tarafından acımasızca ısırılıyorum. Anında davul gibi şişti. Sonra ada doktoruna derdini anlat. “ mosquitos bit me!!” çikolata renkli doktorum adını ve firmasını bilmediğim 3 ilaç veriyor. Sadece merhem olanı sürerek acımı çekiyorum.

Akşam olduğunda genelde sakin olan ada da insanların bir yöne doğru gittiğini fark ediyor ve takip ediyoruz. Kocaman bir projektörle denizi aydınlatmışlar. Sayamayacağımız kadar vatoz balığı denizde. İnsanlar ölü balıklarla vatozları elleriyle besleyip seviyorlar. Turizm için balıkları bile evcilleştirmişler.

Yalnız adada gece olduğunda gidip yüksek sesle müzik dinleyip, dans edebileceğiniz gece klubü yok. Küçük pub tarzı sakin yerler var. Zaten günlük hayatta gidebileceğimiz mekânlar bunlar. Ben size içkinizi alıp okyanusa karşı bir şezlonga oturup yıldızları seyretmenizi öneririm.

Ada tatili insanın iç huzuruna ulaştığı ve hiç kimsenin hiç bir yerde bu kadar dinlenemeyeceği bir tatil. Araba yok, gürültü yok, yüksek binalar ve beton yapılar yok. Sadece palmiye ağaçları, kristal kumlar ve mavinin en güzel renginde okyanus var.

 

 

 
 
   
Gül
     
Male
/
Maldivler
   
2011
 
Deneme

Gezdim.Net @ 2011