Tuna'nın İki Yakası: Budapeşte  
       

Budapeşte denilince akla bir Türk olarak önce Estergon Kalesi, ardından ise Tuna Nehri ve Osman Paşa şarkısı gelir ki öncelikle bunlardan başlamam gerektiğini düşünüyorum. Tuna Nehri boyunca şehir merkezinden 1 saat boyunca yol çekip büyük bir merakla Estergon Kalesini göreceğim diye beklerken, büyük bir fiyasko ile karşılaştım. Bizim Yıllarca dilimizden ve tarihimizden düşürmediğimiz kalenin yerinde yeller esiyordu.. Tuna kıyısında artık harabe olmuş, sadece duvarı bulunan bir cami kalıntısı vardı. Ancak yerinde o zamanki Macaristan halkının Osmanlıya karşı düşmanlığının bir simgesi devasa bir kilise mevcuttu. Bir tarih böyle yok edilmişti. Ancak bu durum yine de mekanın ve manzaranın tadını çıkarmanıza engel olmasın.

Budapeşte’yi gezerken sokak isimleri dikkatinizi çekecektir. Çünkü bir çok sokak ismi Türkçedir (Török ut:Türk Caddesi, Mescet: Mescit Sokağı) ve geçmişin izleri halen gözlenmektedir. Bunun somut kanıtı ise Macarlar tarafından halen saygı gören ve korunan Gül Baba Türbesidir. Budapeşte’ye kadar gelip Osmanlı’nın adaletini buradaki insanlara göstermiş ve saygı kazanmış olan Gül Baba’nın türbesinde dua etmeyi atlamayın derim.

Budapeşte’ye gelmişken yapmanızı tavsiye edeceğim olmazsa olmazlardan bir tanesi de tekne ile gece yapılan Tuna Nehri gezisidir. Kraliyet Sarayı, Parlamento Binası ,Liberty Köprüsü ve Szecsenyi Köprüsü’nün geceleyin seyrine doyum olmaz. Böylelikle hem teknede güzel bir akşam yemeği yiyecek hemde manzaranın tadını çıkaracaksınız.

 

 

 

Gece eğlencesi olarak sizlere bir çigan gecesine katılmanızı ve çingenelerin danslarına eşlik ederek ev yapımı şarapların tadına bakmanızı ,bir milyon litre şarap kapasitesine sahip fıçıyı görmek için şarap mahsenlerini ziyaret etmenizi öneririm.

Budapeşte' ye gelipte yöresel yemeklerinden tatmamak olmaz .En ünlü yemeği Gulaş isimli patates ve sığır etinden hazırlanmış çorbasıdır.Baharatlı olarak tarif edilmesine rağmen Baharat yolunun geçtiği bir ülkenin yemekleri ile büyüyen biri için öyle bahratlı falan da gelmediğini belirtmek isterim.Ardından kaz ciğeri ve ördek yemeklerini tatmanızı tavsiye ederim...

Sovyet Birliği'nin dağılmış olmasına rağmen o devrin izlerini caddelerin genişliğinden parkların büyüklüğünden anlayabilir bunun yanında binalarda bu döneme ait izlerle karşılaşabilirsiniz.Ayrıca Palm sokağı çocukları kitabının konusunun da budapeştede geçtiğini unutmamak lazım.

Tuna nehri ile birbirinden ayrılmış şehir bir tarafı Buda diğer tarafı Peşte olarak adlandırılır.Bu iki yakanın Szecsenyi köprüsü ile birleştirilmesinin ise acı ancak sonucu gelecek kuşaklara miras olarak kalacak bir eserle biten bir hikayesi mevcut…

 

Zamanında Soylulardan birinin babası peşte oğlu buda tarafında yaşarmış zaman içinde soylu baba hastalanmış ve oğula haber ulaştırılmış.Oğul var gücü ise son nefesinde babasının yanında olmaya çalışmış ancak kış şartlarında Tuna nehri aman vermeyip azgın dalgaları ile geçişi engellemiş.Oğul babasını son kez sağ olarak göremeden baba vefat etmiş.. Oğulda kendisine soylu babasından kalan miras ile böyle güzel ve ihtişamlı bir köprü yaptırıp acısını insanlara bu şekilde faydalı olarak gidermiş.

Bir gidenin tekrar gitmek isteyeceği bir büyüye sahip olan Budapeşte'yi Mayıs temmuz aylarında ziyaret etmenizi tavsiye ederim .Bu dönemde kısa kısa yağmurlar yağdığından bir yağmurluk ve şemsiye bavulunuzun olmazsa olmazı olarak yerini alsın...

 

 

 

 
 
   
Linus
     
Budapeşte
/
Macaristan
   
2011
 
Deneme

Gezdim.Net @ 2011