| Etekleri Uçuran Rüzgâr: Bozcaada |
Hayallerimizde hep ıssız bir adaya düşmek, eğer sorarlarsa da yanımıza alacağımız üç beş şeyin isimlerini düşünmek vardır. O ıssız adada özgür olmak, mutlu olmak ve kendimiz olmak isteğidir bu. Bozcaada’ya gidince anlıyor insan, aslında bilmeden orada yaşama isteğiymiş bu. Sizi bu sihirli adada ilk karşılayan şey enfes rüzgarı. Ağustos’ta akşamları esip sabahları durulan, Eylülde ise tam tersi esen bu rüzgar sizi kendine aşık ediyor. Hele de bilmeden elbise ile gitmişseniz, uçuruyor eteklerinizi. Eski rum evlerinin bozulmamış ve hayat dolu duvarları balık lokantalarıyla omuz omuza vermiş sizi kendine çekiyor. Caddelerin üstündeki asma yaprakları, mis gibi kokan kalamar tavaları, domates reçeli ve gelincik şerbetleri… Adanın hemen girişinde, oldukça büyük olan Bozcaada Kalesi… Ve tabii ki şarapları. Kasalar dolusu üzümler kamyonlara doldurulup şehre gönderiliyor. Geriye kalan enfes üzümler ise meşhur Bozcaada şaraplarının yapımında kullanılıyor. Adada üç tane büyük şarap fabrikası bulunuyor. Her Eylül ayında bağ bozumu festivali düzenlenip bu fabrikalara turlar düzenleniyor. Ama halkı şarap içmek için Eylül ayını beklemez, her akşam gün batımını izlemek için şaraplarını alıp adanın batı ucundaki rüzgar güllerinin olduğu yere giderler. Burası onların Göztepe’sidir. O rüzgar güllerinin ahenkli sesleri, ellerinde şaraplar ve batmakta olan kızıl güneş... |
|
|
Bozcaada’nın belki de en önemli özelliği tertemiz denizi ve kumsalı. Akdenizin gözde kumsallarına nazaran daha tenha ve güzel olan bu sahillerde kendinizle başbaşa kalıp huzur bulabilirsiniz. Sadece size ait bir kumsal bulmanız çok muhtemel. Şemsiyenizi, kitabınızı alıp kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği kumsala giderken rüzgar yönünü dikkate almanız gerekiyor. Lodos ve poyraz burada kumsal mekanı seçmekteki en büyük etkenler. Denizi tuzlu ve soğuk. Ancak bu soğuk sadece denize ilk girdiğiniz dakikalarda etkisini sürdürüyor, girdikten sonra, hele de bir metre bile ötedeki balıkları gördükten sonra, denizden çıkmak istemeyeceksiniz. Balıklar bazen koloni halinde bazen de tek başlarına size arkadaslık ederler. Deniz o kadar temiz ki onların yaşamlarını şnorkelinizi takıp saatlerce izleyebiliyorsunuz. Bu arada bir tavsiye, şnorkelinizi buraya gelmeden önce alın, çünkü esnafı maalesef her şeyi oldukça pahalıya satıyor. Manavından, bakkalına kadar muhakkak bir miktar fiyat farkı oluyor ve istediğiniz şeyleri de bulamayabiliyorsunuz. Feribottan indiğinizde sizi hayal kırıklığına uğratan kıraçlık, adanın yukarılarına doğru gidildikçe minik bir ormanın varlığıyla yeşilleniyor. Aslında bu kıraçlık, mis gibi kokan dağ kekiklerini ve bunlarla beslenen dağ keçilerini barındırıyor içerisinde. Arabanızı, özellikle akvaryum koyuna park edip, bu kokular eşliğinde muhteşem manzaranın tadını çıkarabilirsiniz. Bu arada arabanızla geldiyseniz -ki arabayla gelinmesi gereken bir yer- benzin istasyonu merkezden 1,5 km. uzaklıkta Ayazma yolu üzerinde bulunmakta. | |||
Bozcaada’nın ilginç bir özelliği ise, Türkiye’de köy yerleşimi olmayan tek ilçe olması. Yerleşim daha çok adanın merkezinde mevcut. Bağ evleri ise adanın dört bir tarafına yayılmış durumda. Oraya gittiğinizde, ister merkezdeki pansiyonlarda, ister kalabalıktan uzak ve doğayla iç içe olan bağ evlerinde –ki bu tercih daha doğru olur- konaklayabilirsiniz. Bu bağ evlerindeki kahvaltılar genelde, kendi bahçelerinden topladıkları mahsüller ve üzümlerle donatılır. Hatta bazı pansiyonlardan kumsala direk iniş yerleri mevcuttur. Tabii sırf yürüme mesafesinde kumsal olsun diye yapılan yeni oteller ve bağ evleri her yerde olduğu gibi burada da adanın çirkin ve acıklı yüzü. Bozcaada’da ki balık lokantaları ikiye ayrılır. Turistik amaçlı olan sahildekiler ve halkın her gün rezervasyon yaptırarak ve lezzetine güvenerek gittikleri çarşıdakiler. Tercihinizi manzaradan yana kullanırsanız sahildekiler bu konuda sizi doyurabilir. Ama lezzetten ve fiyattan yana çarşıdaki lokantalar kendilerini kanıtlamıştır. Hepsi de, adada mevcut olan tek fırından aldıkları enfes ekmeklerle ve her daim taptaze balıklarıyla donatırlar masalarını. İnsanların şen sohbetleriyle, yunan müzikleriyle ve enfes Bozcaada havasıyla, içmeye gerek duymadan keyiften sarhoş olursunuz. Yemeğinizi yedikten sonra, yüzyıllık ağaçların gölgesine sığınmış çay bahçelerinde çayınızı veya kahvenizi yudumlayabilir ve hemen çay bahçelerinin yanında bulunan hediyelik eşya reyonlarına göz gezdirebilirsiniz. |
|
|
Adada bir tane sağlık ocağı bulunmakta, fakat gece yarısı ciddi bir rahatsızlanma olursa hasta gemi ile şehre bırakılıyor. Zaten gündüzleri düzenli feribot ve deniz otobüsü seferleri olduğundan, hastalar kendi imkanlarıyla da şehre inebiliyorlar. Göze çarpan diğer bir şey ise İstanbul plakalı araçların çokluğu. İstanbul’a 550 km uzaklıkta olmasına rağmen, İstanbullular’ın çok rağbet ettiği bir yer haline gelmiş Bozcaada. Belki bunda burada çekilen filmlerin de etkisi olabilir. Mesela Ramazan Bayramında (2011 yılı için) 40.000 araç giriş yapmış Bozcaada’ya. Tabii adaya has sakinlik ve huzur, yerini çöp yığınlarına, insan ve araba kalabalığına bırakmış. İstanbul’dan Bozcaada’ya gelmenin bir çok alternatif yolu bulunmakta. Eğer İstanbul trafiğinden korkmazsanız, Bursa üzerinde ki yoldan daha rahat bir yol olan Tekirdağ üzerinden gidebilirsiniz. Çanakkale Boğazı’nda ise sizi birkaç alternatif bekliyor. Eğer ki Çanakkale merkezini de görmek, hatta kalmak isterseniz -ki sahildeki otellerde bir gece kalmak şahane oluyor- Eceabat’tan yada tarihi kalesiyle meşhur Kilitbahir’den Çanakkale’ye geçiş yapabilir ve buradan da tekrar feribota binip Bozcaaada’ya ulaşabilirsiniz. Çanakkale’den değil de Gelibolu Yarımada’sından gelmek isterseniz, diğerlerine göre daha uzun bir feribot yolculuğuyla Lapseki’den Bozcaada yollarına düşebilirsiniz. Her ne şekilde ulaşılırsa ulaşılsın, Bozcaada bir kez gidildi mi, geri dönülmesi zor bir ada. Bu sihirli adanın sihri havasında, denizinde ve üzümlerinde gizli... | |||
|
Annecik |
|||||||
Bozcaada
|
/ | Türkiye
|
|||||
2011 |
|||||||
|
|
|
Gezdim.Net @ 2011 |